|
Hangi
Atatürk?
(CAN DÜNDAR 07 Kasım
2003 Cuma : MİLLİYET)

Kimininki
kalpaklı kiminki fraklı, kimi sert kimi güler yüzlü... Herkes
kendine göre bir Atatürk portresi çiziyor. Peki bunların hangisi
gerçek Atatürk?
Ben gözümle görmedim, anlattılar: Atatürk, Anadolu'nun direniş ruhunun nasıl
örgütlendiğinden söz ederken 'küçük kıvılcımlardan büyük yangınlar
doğabileceğini' söylemiş. Sonra bu söz "Küçük
kıvılcımlar, büyük yangınlar doğurur" diye pankart olup asılmış.
Nereye biliyor musunuz? İtfaiyenin girişine...
Hangisi yalancı? Atatürk'ü hepimizin değilse de,
çoğumuzun yanlış ya da hiç değilse eksik anladığımızı söyleyebiliriz.
Yıllar önce TRT'de Üç Yalancı diye bir program vardı.
Üç tiyatro oyuncusu yan yana dizilir, ekranda gösterilen bir nesnenin ne
olduğunu anlatırdı. Mesela birisi o nesnenin bir motor parçası, diğeri çocuk
oyuncağı olduğunu söyler, üçüncüyse savaş meydanında bulunduğunu iddia
ederdi. Yarışmacı 'üç yalancı'dan hangisinin doğru söylediğini bulmaya
çalışırdı. Günümüzün Atatürk tarifleri biraz bu
yarışmayı andırıyor. Baksanıza, Ata'nın müzede
sergilenecek balmumu heykeli, gerçek boyuna uygun olarak 1.68 yapılınca,
Atatürkçüler "Bu çok kısa" diye tepki gösteriyor ve heykelin boyu sipariş
üzerine 1.85'e çıkarılıyor. Boyu konusundaki karmaşa,
fikirleri konusunda da yaşanıyor. Atatürkçülük modası
öyle bir hal aldı ki, artık herkes ondan bir parça koparıyor, o parçayı öne
çıkarıp ona övgüler düzüyor. Zamanla Atatürk'ün sadece o parçadan ibaret
olduğuna kendisi de inanıyor. İşte o yüzden, bütün bu parça-koparıcılar
kadar çok sayıda Atatürk çıkıyor ortaya...
Erbakan'dan Çelik'e kadar Ne demek istediğimizi
anlatmak için Atatürkçüler listesine şöyle bir göz atmak yeterli:
Adnan Hoca da Atatürkçü, Doğu Perinçek de... Popçu
Çelik de Atatürkçü, 'ordu göreve' pankartı açan gençler de...
Erbakan Başbakanken "En büyük Atatürkçü biziz" demişti; tabii onu hapseden
Kenan Evren de... Eski Genelkurmay Başkanı Doğan
Güreş, partisinin başkanı Tansu Çiller'in yarımyüz fotoğrafını
Atatürk'ünkiyle eşleştirecek kadar Atatürkçüydü... Bu
kadar farklı eğilimden insan, aynı liderden "Bizim önderimiz" diye söz
ediyorsa bu işte bir yanlışlık olmalı. O zaman da
sormak gerekiyor: Kaç farklı Atatürk var?
Ve hangisi gerçek Atatürk?
Bir liderden kaç farklı kimlik çıkar?
Devrimci Atatürk Aslında 'Kuvvacı Atatürk' demek daha
doğru... Kuvvacılarınki, post bıyıklı, kalpaklı,
antiemperyalist bir lider. Daha 1960'larda Deniz
Gezmiş, anti-Amerikan gençlik mücadelesine başlarken babasına şöyle
yazıyordu: "Sana müteşekkirim, çünkü Kemalist
düşünceyle yetiştirdin beni... Küçüklüğümden beri evde Kurtuluş savaşı
anılarıyla büyüdüm. O zamandan beri yabancılardan nefret ettim. Biz
Türkiye'nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız." Bu antiemperyalist ve sivil
direnişçi ruh, bugün de siyasal alanda pekçoklarına ilham veriyor.
"Ordu göreve" diyen Türk Solu dergisi,
kalpaklı Mustafa Kemal kapağıyla çıkıyor. Kemal
Paşa'nın 1920'de bir komünist partisinin kurucusu olması, Lenin'e 'ezilen
milletleri emperyalizmin hegemonyasından kurtarmak için' mektup yazması
'Solcu Atatürk'çülerin dayanakları...
Onun Anadolu halkına hitaben yayınladığı bir
beyanname elden ele geziyor: "Müslüman kardeşlerim,
komünist arkadaşlar...! Büyük devletler yeni bir
Müslüman kurbanını boğazlıyorlar. Onu yok etmek azmindedirler. Fakat biz,
elde silahımız, anavatan topraklarını savunarak ve haklarımızı haykırarak
ölmesini bilenlerdeniz. Köylülerimiz topraklarını, yurtlarını ve köylerini
istilacıya karşı müdafaa ederken, şehit düşerken emin olabilirler ki, yakın
bir zamanda bütün İslamiyet, komünizmle birlik olarak onların intikamını
alacaktır." Ülkücü Atatürk
Ata'nın sağlığında yazılan tek biyografisinde H. C. Amstrong, ona 'Bozkurt
Atatürk' ismini takmıştı. Nazım Hikmet'in tabiriyle
'sarışın bir kurda' benziyordu. MHP Kongresi'nde
asılan bir afişte o Atatürk'ü, bıyıkları fırça darbeleriyle sarkıtılmış,
sert bakışlı bir asker olarak tanımıştık.
Ülkücülerinki, "Komünizm gördüğü yerde ezilmelidir" dediği önesürülen, daha
1933'te Sovyetler'in ilerde dağılabileceğini görüp "Oralardaki dili bir,
inancı bir, özü bir kardeşlerimize sahip çıkmalıyız" diyen bir 'başbuğ'...
Atatürk, 1927'de piyasaya çıkarılan 5 ve 10 liralık banknotların üzerine
bozkurt resmi koydurmuştu. 1930'da tarihçilere 'Türk
tarihinin ana hatları'nı yazdırmaya başladığında, İslam'ın Türk tarihinin
sadece bir bölümünü oluşturduğunu, oysa ondan önce de Türklere ait şanlı bir
mazi bulunduğunu anlatmıştı. Alfabede, giyside, müzikte Osmanlı'yı
çağrıştıran ne varsa silmeye çalışıyordu. Yıllar önce
Celal Bayar'ın damadı Ahmet İhsan Gürsoy'dan dinlediğim bir anıyı burada
nakletmekte yarar var. Gürsoy'un anlattığına göre Atatürk, 30'lu yıllarda
Türk bayrağını da değiştirmeyi düşünmüş. Çünkü ayyıldız simgesinin
Osmanlı'yı ve Arap dünyasını çağrıştırdığına inanıyormuş. Türklere yeni bir
ulusal kimlik kazandırmaya çalışırken, ona İslamiyet öncesi köklerini
hatırlatan bir bayrağın yakışacağını hesaplamış ve Göktürk'lerin bayrağını
düşünmüş.
O proje gerçek olsaydı, bugün Türk bayrağında
ne olacaktı biliyor musunuz: Mavi fon üzerinde yeşil
bir kurt profili...
Kürtlerin Atatürk'ü
Mustafa Kemal, Anadolu'ya geçtikten sonra Amasya'dan Kâzım (Karabekir)
Paşa'ya çektiği telgrafta şöyle diyordu: "Ben
Kürtleri ve hatta bir özkardeş olarak tekmil milleti bir nokta etrafında
birleştirmek ve bunu cihana göstermek karar ve azmindeyim."
Bu kararla, Amasya protokolünde 'Türklerin ve
Kürtlerin oturdukları yerler' diye adlandırılan ülke için milli mücadele
başladı ve BMM kuruldu. Meclis'teki ilk tartışmalardan
biri Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey'in, "Türklerin sağlığı korunmalıdır"
demesiyle patlamış, Sivas Mebusu Emir Paşa, bu vatanda sadece Türklerin
yaşamadığını hatırlatmıştı. O aşamada, Mustafa Kemal Paşa devreye girmiş ve
'Meclis'in sadece Türklerden değil, Çerkezlerden, Kürtlerden, Lazlardan
oluştuğunu ve bunların çıkarlarının ortak olduğunu' vurgulamıştı.
Kurtuluş Savaşı başlarken Kemal Paşa,
Kürtlere özerklik verilmesinden bile söz etmişti. Kürt
sorunu yeniden gündeme geldiğinde, şahinler, Dersim isyanını sertlikle
bastıran Atatürk'ü örnek alırken, güvercinler Mustafa Kemal'in 1920'lerdeki
sözlerini arşivden çıkardılar.
Dindar Atatürk Bitmek bilmez bir tartışma da Atatürk
ve din meselesidir. Timur Selçuk, Yaşar Nuri Öztürk
gibi Atatürkçü müminler Kur'an'la Nutuk'u bir arada saklar
kütüphanelerinde... Başuçlarında Ata'nın Meclis açılışında ellerini
kaldırmış dua ettiği fotoğrafı asılıdır. Fotoğrafın altında da Ocak
1923'teki konuşması vardır. "Bizim dinimiz en makul ve
en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin
tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır.
Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır." Onlara göre
'Atatürk dinin özüne değil, din olarak kabul edilen geleneğe ve eskimiş
kurumlara karşı tavır almış'tır ve vahiy ile akıl arasında uzlaşmazlık
görmemiştir. Ateistler, buna bir başka Atatürk
metniyle karşı çıkar. Onların elindeki metin, 1 Kasım
1937 tarihli Meclis açış konuşmasıdır: "Dünyaca bilinmektedir ki, bizim
devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır.
Bunun kapsadığı siyasetler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana
hatlardır. Fakat bu prensipler gökten indirildiği sanılan kitapların
dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten
değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."
Demokrat Atatürk Ve
nihayet liberal-demokrat Atatürk... Özellikle
Cumhuriyet'le yaşıt İktisat Kongresi'nde uygulamaya konan ekonomi politikası
ve Celal Bayar'ın Başbakanlığı döneminde hayata geçirilen uygulamalar,
Atatürk'ü, İş Bankası'nın kuruluşuna imza atmış bir 'liberal devlet adamı'
yönüyle öne çıkarır. Hele İsmet Paşa'nın
Başbakanlığında iki kez direkten dönen çok partili rejim arayışları onu
'demokrat' sıfatıyla bir arada değerlendirenlerin en inandırıcı kanıtıdır.
Her ne kadar Cumhuriyet tarihi boyunca demokrasiyi askıya alan tüm askeri
müdahaleler, Atatürkçülük adına yapılsa da, Cumhuriyet'in asıl hedefinin
demokrasi olduğuna inananlar, 'muhtaç oldukları kanıt'ı, onun Afet İnan'a
verdiği el yazısı notlarında bulabilirler: "Artık
bugün demokrasi fikri daima yükselen bir denizi andırmaktadır. Yirminci
asır, birçok müstebit hükümetlerin bu denizde boğulduğunu göstermiştir."
Neden bu kargaşa?
Baştaki soruya dönelim: Hangisi doğru bunların? Her biri gerçek belgelere,
tanıklıklara, konuşmalara dayandırılan bu politik kimliklerin hangisi gerçek
Atatürk? Bir insan aynı anda hem devrimci hem ülkücü,
hem 'Kürtler'in özerkliğinden yana', hem Türkçü, hem dindar hem pozitivist,
hem otoriter hem demokrat olamayacağına göre bu iddia sahiplerinden biri
yalan söylüyor olmalı... Hangisi?
Sanıyorum, bu zor sorunun yanıtını bulabilmek için 1920'lerin koşullarını ve
Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet'in hangi şartlar altında gerçekleştirildiğini
iyi bilmek gerek. Kurtuluş Savaşı verilirken, Anadolu
ahalisinin kahir çoğunluğu, nihai amacın Saltanat ve Hilafet'i korumak
olduğunu düşünüyordu.
Kürtler'in bazısı özerklik peşindeydi.
Komünistler, Sovyet devrimine özeniyordu.
Bütün bu farklı eğilimlerden, ortak bir mücadele azmi yaratabilmenin yolu,
hepsine yönelik sıcak mesajlar vermekten geçiyordu. O
yüzdendir ki, Meclis'in açılışında eller açıldı, dualar edildi, Kürtler'e
özerklik vaat edildi, muvazaalı bir resmi komünist parti kurulup Sovyet
etkisindeki komünist hareket yok edildi. Ulus olma
sürecinde din yerine tutkal olarak Türklük ruhu gerekiyordu; bozkurtlu
bayrak düşünüldü. Ancak bunlar 1920'lere özgü geçici
tedbirlerdi; hiçbiri bugün Atatürkçülük adına savunulamayacak kimliklerdi.
O yüzden zaman zaman birbiriyle çelişen bu sözler, tavırlar, tutumlar
kargaşasını, Atatürk'ün olgunluk dönemine ait notlarının, konuşmalarının,
eylemlerinin süzgecinden geçirmek şart... Bu
yapılmayıp da 1920'lerin kargaşasından rastgele bir fotoğraf çekince
Atatürk, herkesin kullanımına açık "Binbir surat"lı bir lidere dönüşüyor ve
'bunca yalancı' içinde kimin doğruyu söylediğini bulmak, hepten güçleşiyor.
Atatürk
ticareti düşüşte
( Melis Çelebi : Milliyet )
29 Ekim
geçti, 10 Kasım yolda. Peki Atatürk ürünlerinin satışı arttı mı?
Esnafa sorarsanız, piyasada hiç hareket yok
10 Kasım'ın arifesinde, Atatürk ürünlerinin hazırlık aşamasını araştırmak
için soluğu Tahtakale'de aldık. Piyasada bir hareket beklerken, Atatürk
ticareti yapan esnafın yüzünün pek de gülmediğine şahit olduk. Hepsi
satışların ve Atatürk'lü ürünlere ilginin az olmasından şikayetçi. Dillerde,
üç yıl önce yaşanan Ata patlaması dolaşıyor. Kime sorsak üç yıl önce,
satışların bir anda tavana vurduğundan bahsediyor. Peki ya şimdi değişen ne?
Üç yıl önce yaşanan patlamanın nedeninin, insanların irticai hareketlere ve
dinci çevrelere tepkisi olduğu söyleniyor. Bugün ise,
Mercan yokuşundaki dükkanlara "Atatürk" dediğimizde, kimi satıcılar bize
kötü kötü bakıp tersliyorlar. Atatürksever dükkan sahipleri ise, ellerinde
kalan mallardan şikayet ediyorlar.
Özel günlerin satışa etkisi Metal aksesuvar satan
Bronz İş'in sahibi Alex Ohannesyan, "Atatürk ürünlerini nasıl olsa satarım"
diye düşünerek yaptırdığı aksesuvarları satamadığını söylüyor. "Atam
İzindeyiz rozetlerini 29 Ekim'de, hiç olmazsa 10 Kasım'da satarım diye
yaptırdım. İki yıldır özel günlerde bile satamadım" diye hayıflanıyor.
Ohannesyan, artık hazırda rozet bulundurmuyor, ancak sipariş gelirse
yaptırıyor. Bazen belediyelerden, sipariş geldiğini söylüyor.
Karakuş adlı dükkanın sahibi Vehbi Karakuş, Atatürk ürünlerinin satışında
değişiklik olmadığını anlatıyor. "Bir dönem Tarkan zilleri modası vardı. O
ara, bu zillerin gerçekten bir piyasası oluştu. Oysa Atatürk için aynı şey
geçerli değil" diyor. Ne de olsa Atatürk bir klasik, gelip geçici bir moda
değil. Karakuş, özel günlerin bayrak satışına olsa
da, Atatürk rozeti, büstü ya da posteri satışına bir etkisi olmadığı
kanısında. Bunu da şöyle bir benzetmeyle açıklıyor: "Sevgililer gününde
herkes sevgilisine bir gül veriyor. Bu durumda ise, isteyen istediği gün
sevgilisine bir gül veriyor." Ancak ardından "Ama belli de olmaz, burası
Türkiye" diye ekliyor: "Yarın bakarsınız bir rüzgar eser, o rüzgarı
yakalarsınız. Her taraftan başlar gelmeye, 'Atatürk resmi var mı? Atatürk
posteri var mı?' diye."
Liberal Atatürk
Tahtakale'yi ve mahsun esnafı geride bırakarak, Güneşli'de Atatürk posteri
basan bir matbaaya yol alıyoruz. Keskin Color'ın ortaklarından Reşit Keskin,
Tahtakale esnafı kadar olumsuz bakmıyor olaya. "Evet doğru, Atatürk
ürünlerinin satışı bundan üç yıl önce daha fazlaydı. Ancak şimdi satışların
durduğunu söylemek doğru olmaz" diyor. Yılda 150-200 bin Atatürk
kartpostalı, 60-70 bin tane de Atatürk takvimi sattıklarını söylüyor.
Keskin, insanların 25 yıldır büyük önderin aynı resimlerini görmekten
sıkıldıklarını, bu yüzden son zamanlarda piyasaya çıkan değişik ve orijinal,
yeni fotoğraflarına rağbetin arttığını belirtiyor. Mesela, Atatürk trenin
camından bakarken, vapurda salıncağa binerken, çocukların arasında gülerken,
kadınlarla dans ederken, bir baloda zeybek oynarken veya keyifle yemek
yerken... Atatürk'ün mareşal üniformalı posterinin
artık insanların ilgisini çekmediğini söyleyen Keskin, "İnsanlar biraz daha
liberal bir Atatürk görmek istiyorlar" diyor.
ATATÜRK ne demişti:
"Ölülerden medet ummak, medenî bir toplum için ayıptır...
Medeniyetin parlak ışıkları karşısında filan ya da filandan medet umacak
kadar geri kafalı insanların Türkiye medenî camiasında mevcudiyetini asla
kabul etmeyiz." 30 Kasım 1925 (TBMM Konuşması)


Atatürk ne diyor, İlahiyatçılar ne diyor " Halk ve Çağdaşlar " ne
yapıyor...Ne farkı var...!?
sol
ne
yapıyor... !?:
Baykal, Atatürk'e dert yandı!
(
24.07.2005)
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve beraberindeki heyet, Lozan
Antlaşması'nın 82. yıldönümü münasebetiyle Anıtkabir'i ziyaret etti.

Anıtkabir Özel Defteri'ne düşüncelerini aktaran Baykal, Atatürk'e
dert yandı. Baykal, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları yazdı:"Büyük Atatürk,
Sevgili Genel Başkanım. Bağımsız bir devlet olarak, kendi yurdumuzda yaşama
hakkımızı tanımayanlara bu hakkımızı kabul ettirişimizin 82. yılında
huzurundayız. Bağımsız, çağdaş, laik bir cumhuriyet olarak dünyadaki
yerimizi güçlendirme çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Çağdaş, laik
ve bağımsız devlet kimliğimize karşı tehlike ve tehditler ne yazık ki
varlığını ilk günlerdeki gibi hâlâ sürdürüyor. Tehlike ve tehditler var ama,
biz de varız. Gücümüzü senden ve milletimize olan inancımızdan alıyoruz.
Çağdaş, laik ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti var olmaya devam edecektir. Bu
inancımızı ve sana olan sevgimizi ifade etmek için milyonlarca CHP'li adına
kadın, erkek, çoluk, çocuk huzurundayız. Hep senin yanında bulunmaya devam
edeceğiz. Seni yalnız bırakanlardan olmayacağız."
NEDİR BU SAHTE ATATÜRK'ÇÜLERDEN BU MİLLETİN ÇEKTİĞİ...!?
Atatürk'ün kemiklerini
sızlatan adam..
Evet, birisi kalkıp bana "Sayın yazar, Türkiye'de, deli
olmasa bile zekâ seviyesi düşük olan kaç kişi vardır" diye sorsa, cevabım
şu olur: "Türbelere gidip çaput bağlayanlar ile Atatürk'ün kabrine
gidip 'Atam, laiklik elden gidiyor, bir güneş gibi yeniden doğ da bizi
kurtar' diyenlerin sayısı ne kadar ise, en az o kadardır." Elbette, türbelere ya da Anıtkabir'e gidilmesine ve orada
dua edilmesine karşı değilim. Örneğin ben de türbelere ve Anıtkabir'e gittim ve orada
yatanlara dua ettim; üstelik dua etmeyenlerin dua etmeleri için de dua
ettim. Ama "olay" bu değil ki; olay, "kafanın basmaması" olayıdır.
Hele bir de "Anı Defteri" denilen bir defter var ki, bu
defteri ne muhatabı okuyabiliyor ne de muhatabının kurtardığı ülkenin
vatandaşları.. O defter ki, kimisi bu deftere "Öncelikle kalbin kadar
temiz bu sayfayı bana ayırdığın için çok mutlu oldum.." şeklinde girizgâh
yapılan bir hatıra defteri muamelesi yapmakta beis görmez. Kimisi, "Atam sen kalk ben yatam" diye ilkokul üçüncü sınıf
öğrencilerine hitaben yazılmış bulunan ve "kifayetsiz kafiye nasıl olur?"
sorusunun cevabını oluşturacak bir dörtlük döktürür. Kimisi, küfür dağarcığından enstantaneler sunmak suretiyle,
(varsa) kendi haysiyetini darağacında sallandırarak bastığı iskemleye
tekme vurur. O Anıtkabir ki, bazıları cüppeyi sırtına geçirip, "hukuk
adamı" olmak yerine "militan demokrat" olmayı yeğleyerek, "Nöbetteyiz.."
diye nida savurur.. O kadar ki, Anıtkabir'de yatan insanın bu "şiir, küfür ve
saçma sapan nida" karşısında, mezarında nasıl ters döndüğünü bilmek dahi
mümkün değildir.İlginç olan bir şey daha var, o da şudur. Madem ki
"Atatürk'ü kalbimize gömdük"; Atatürk'ün hayıflanarak ters döndüğünü nasıl
olur da hissetmeyiz? Ve bu nasıl iştir ki, bünyemizdeki bu "sarsıntıyı"
hissetmekte acze düşüyoruz? Hissetmediğimize göre, ya kalbimize gömmedik, ya ölmedi ya
da kalbimiz yok!
Evet, bazı vicdansızlara göre "hiçbir şey", bazı aptallara
göre "her şey" olan; aklı başında ve vicdan sahibi olanlara göre ise
"olumlu pek çok şey" yapmış olan Atatürk, "Kemalistler"in tasallutundan
mutlaka kurtulmalıdır. Tıpkı, Sümbül Efendi Türbesi'nin demir parmaklıklarına
çaput bağlayarak Sayısal Loto'yu tutturacağına ya da "hayırlı bir koca"
bulacağına inanan hamakât güruhunun tasallutundan Müslümanların
kurtulmasındaki zorunlulukta olduğu gibi... Geri zekâlılığa biat eyleyelim diye mi Yüce Peygamberimiz
İslamiyet'i bize tebliğ etti? Atatürk, kabrini parti mitingine çevirsinler, kabrindeki
defteri küfürnameye tahvil etsinler ve kurduğu partiyi % 15'lere
düşürsünler diye mi gençliğe hitapta bulundu? Anıtkabir'deki anı defterinin kullanılmış tüm sayfalarının
çokluğu karşısında övüneceğimize, Türkiye'nin son 150 yılda aldığı patent
sayısının ABD'nin 1 günde aldığı patent sayısına eşit olmasına kafa
yormamız gerekmiyor mu? Kafamızın yorulmasından mı endişe ediyoruz, yoksa kafamızın
olup olmadığından mı emin değiliz?! Atatürkçülük, 2006 yılında hala "Atatürk yurdu 10 yılda
demir ağlarla ördü.." demek midir? Tamam, Cumhuriyet sayesinde bir İran, bir Suriye, bir Küba,
bir Kuzey Kore gibi olmadığımız için Atatürk'e şükran duymalıyız. Peki, Atatürk yüzünden değil ama "gardırop Atatürkçüleri"
yüzünden bir Almanya, bir İngiltere, hatta bir İspanya ve İtalya gibi
neden olamadığımızın hesabını kim verecek? Bu vebal "Kemalist olmayan, insan bile değildir.." diyen
Yekta Güngör Özden gibi düşünenlerin değil de kimindir? (Fikri
AKYÜZ
- Yeni Şafak:7 AĞUSTOS 2006)
GELEN MAİLLERDEN BİRİ :
merhaba.sitenizde ''hangi Atatürk''adlı yazınızı okudum.yazınızı çok
begendim.şunu söylemek istiyorum:Atatürk ne ateist,ne komünist,ne faşist,ne
de mason.O halk adamı.eğer din düşmanı olsaydı ne çanakkale ne de kurtuluş
savaşı kazanılabilirdi.zaten Çanakkale ve kurtuluş savaşlarında
açıklanamayan olaylar yaşanmıştır.Hz Muhammed ve Atatürk benim için çok
önemli ve hayatımda da onların yaptıklarını yapmaya çalışıyorum.insanlar
yalnızca çıkarlarına göre Atatürkçülük yapıyorlar...Bizlerin yapması gereken
uyanık olmak.teşekkür ederim pasif...@mynet.com |