AKP'liler Cumhuriyet'in alternatif elitleri

AKP'liler Cumhuriyet'in alternatif elitleri

 
Bir milyona yakın insan neden meydanlara toplanıp Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına böyle canhıraş bir şekilde karşı çıkıyor?
Bu karşı çıkış, Erdoğan gelirse Türkiye'de çok ciddi değişiklikler olur, ülke karanlığa gider kaygısıyla çok ilişkili değil. Aslında bütün bu korkular iktidar kavgasının bir sonucu. Türkiye'de iktidar peyder pey el değiştiriyor. Tandoğan'da toplanan insanlar aslında Türkiye'nin bugünkü siyasal düzeninde kendilerini güçsüz hissediyorlar. Karar süreçlerinde yer alan önemli ve etkili kişiler olarak görmüyorlar kendilerini. Oysa bu kesimler daha önce iktidardaydılar ve bu iktidarlarını artık kaybettiler. Üstelik bu kesimlerin kendi fikirlerini iktidara taşıma imkânları, öngörülebilir bir gelecekte de görünmüyor.
Konuya sınıf, kesim ve zümre olarak bakarsak, Türkiye'de iktidarı kaybedenler kim, yeni iktidar sahipleri kim?
Sosyolojinin klasik 'merkez-çevre' ayırımında, çevreye oturan kesimler şu anda iktidarda bulunuyor. Bunlar, yeni şehirliler, köylü ve kasabalılar. Bunlar, ülkedeki siyaset oyununa katılarak bu siyasal yapının nema, rant dağıtma özelliğinden faydalanmak ve bu yolla büyümek istiyorlar. Aynı zamanda dünyaya da açılıyorlar. Açıldıkça da Türkiye'nin rasyonelleşmesi, belli standartların yerleşmesi ve akılcı ekonomik ilişkilerin gelişmesi gerektiğini görüyorlar. Bu yüzden de AB'yi destekliyorlar. Ama şu var. AKP'nin omurgasını özellikle 1980'lerden itibaren palazlananlar, yani esnaf ve tüccarlıktan sanayiciliğe, ihracatçılığa, işadamlığına geçenler, artık pazarları Türkiye'yle sınırlı olmayan kesimleri temsil ediyor. Bu zümre dünyayla sadece mal ve hizmet ticareti yapmıyor. Dünyayla insani, kültürel, siyasal ilişkiler de kuruyor. Hayatlarını yavaş yavaş dünyaya açıyorlar, dönüşüyorlar. Bunlar aslında Cumhuriyet'in alternatif elitleri. Çok iyi biliyorlar ki, siyasi ve ekonomik elit oluşlarını, entelektüel oluşlarını Türkiye'deki demokratik yapıya, Cumhuriyet'e borçlular.
Peki iktidarı kaybedenler kim?
Bunlar iki, üç kuşak öncesinden şehirlileşmiş olan, Cumhuriyet'i kuran elit kadronun omurgası etrafında yer alan ve devleti bugüne kadar yönetmiş olan okumuş yazmış laik kesimler. Siyasi yapının nema dağıtımından geçmişte faydalanmış ve devletin rantlarına alışmış olan bu kesim kendisini devletle özdeşleştiriyor. Kendisini devletin sahibi görüyor ve AKP iktidarından kaygı duyuyor.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığının, insanlarda "şeriat gelecek" korkusu yarattığı söyleniyor. Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkması halinde AKP'nin şeriatı getireceğine mi inanıyor insanlar?
1996 yılında 14 ilde kapsamlı bir saha araştırması yaptık biz. 28 Şubat'tan bir yıl önceydi. Laiklik odaklı tartışmalar canlanmaya başlamıştı. Aczmendiler piyasaya çıkmışlardı. Türkiye'de şeriat tehlikesi var mı diye sorduk. Şeriat tehlikesi olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 2 çıktı. Şeriat tehlikesinin bu ülkede gerçek bir toplumsal karşılığı yok. 1999 seçimlerinde CHP çok laiklik odaklı bir kampanya yürüttü, yüzde 8 oy aldı. Laiklik ana aksı üzerinden gidildiğinde CHP insanlara seslenemedi. Tabii ki şeriat gelecek kaygısını samimi olarak yaşayanlar var ama Tandoğan'da toplananların hepsinde bu kaygı yok bence. AKP de şeriat falan getirmek istemiyor. AKP'ye destek veren büyük çoğunluk da bunu istemez zaten.
Gerçekte insanlar 'şeriat geliyor' derken 'ılımlı İslam'ı da kastediyorlar. Şeriat korkusu denilen şey, aslında bu ülkede hayatın biraz İslamlaşması oluyor. AKP ılımlı İslam getirmek istiyor mu peki?
AKP'nin böyle bir iddiası yok ama şu var. AKP kendi sosyolojisine ilişkin gerçekliğini kaçınılmaz olarak siyasete taşıyor. Bunun kendisi zaten ılımlı İslam. Yani AKP bir proje olarak değil, bir 'kendilik' olarak ılımlı İslam'ı siyasete taşıyor. Türkiye'nin sosyolojisi siyasete taşınıyor. Hem AKP dediğimiz kurmaca bir varlık değil ki. Toplumun bir kesimi bunlar. Ne düşünüyorlarsa, nasıl yaşıyorlarsa bir bakıma siyasette de öyle görünüyorlar. İşte bu görünürlük bazı insanlarda kaygıları artırdı.
AKP derken nasıl bir kitleden söz ediyoruz?
Bu insanlar hem Müslüman kalmak, hem de dünyayla ilişki kurmak istiyorlar. Ama yaşadıkları İslam dünyayla kurulan sınai, ticari, siyasi ve entelektüel ilişkilerle değişiyor. Ayrıca şeriat tehlikesinden kaygı duyan kesimlerle kurdukları ilişkilerle de değişiyor bu insanlar. Mesela düne kadar kadınların elini sıkmayanlar şimdi kadınlara ellerini uzatıyorlar. Yalnız türban gibi konular, kimliğin kendisini var etme alanı olarak görüldüğünden, o konuda bir ısrar yaşanıyor.
Zina yasasının, içki içilen yerleri şehrin dışına çıkarmaya çalışan belediyelerin, bazı çocuk kitaplıklarındaki tuhaf yazıların bu korkularda hiç rolü olmadı mı?
Oldu. AKP bir yandan gömleğimi değiştirdim, ben dönüştüm diyor. Bir yandan da çekirdeğinde varolan cemaate seslenme ihtiyacını duyuyor. Bu tabanın İslami konularda gösterdiği kimi hassasiyetler, Türkiye'nin başka çevrelerinde kaygı konuları olarak görülüyor. Ve AKP'nin siyaset etme üslubunda bir çelişki doğuyor. Ama şu var. Zaman içinde karşılıklı ilişkilerle ve karşı çıkmalarla, AKP'nin temsil ettiği toplumsal ve siyasal kulvar daha modernleşecek, kendi durumuna daha eleştirel bakacak. Çünkü Türkiye'deki İslamcılık değişiyor, başkalarıyla kurduğu ilişkiler sonucunda içsel bir dönüşüm yaşıyor. Bu insanlar dışa kapalı hayat yaşamayı bırakıyorlar, cemiyet hayatına intikal ediyorlar. Yani cemaatten cemiyete geçiyorlar. Bugün toplumda yaşanan yarılmayı ise cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler tetikliyor.
Erdoğan, AB üyeliği için imza atarak tarihi bir olayın gerçekleşmesini sağlayan bir politikacı olmasına rağmen hangi davranışlarından dolayı hâlâ birçok insana şeriatçı biri olarak gözüküyor?
Eşinin ve kızlarının başörtüsü, kızlarının ve kendisinin imam-hatip menşeli olması dolayısıyla bir kere Erdoğan İslamcı niyetlerin somut bir sembolü olarak görülüyor. Çünkü türban gibi imam-hatip de sert konulardan biri. Aynı zamanda iktidar kadrolarını seçerken belli bir gelenekten gelenlere öncelik tanıması da kaygı yaratıyor. Bütün bakanların eşlerinin türbanlı oluşu, bir takım duygusu uyandırıyor ve iktidara gelmiş bu güç çok da Türkiye'nin sosyolojisini temsil etmiyor duygusu yaratıyor. Çünkü Türkiye'de herkes türbanlı değil. Ayrıca AKP sadece İslamcıların değil İslamcı olmayanların da desteğini alarak iktidar oldu. Bu heterojen yapı, partide de vardı ama, iş iktidar olarak bürokratik atamalar yapmaya, elitleri seçmeye geldiğinde AKP bu heterojen yapıya uygun davranmadı. Atamaları kendi dünyasından seçti. AKP merkeze oturamadı. Atamalarda Türkiye'yi temsil edici şekilde davranamadı.
AKP uzun zamandan beri AB hamlelerini yavaşlattı. Eğer 17 Aralık'taki istekle AB üyeliği için uğraşsaydı toplumda hâlâ böyle şeriat korkuları olur muydu?
Biraz azalmış olurdu ama bütünüyle yok olmazdı. AB bir tür modernleşme projesi olduğundan, AB yolunda ilerlemek, gizli hesapların, senaryoların siyaset yoluyla gerçekleşemeyeceği bir Türkiye algısını güçlendirirdi.
AKP'nin, AB'den uzaklaşmasında aslında bu partinin yapısının Avrupa'yla uyuşmamasının rolü var mı?
AKP'nin ikili bir karakteri, yapısı var. AKP'nin bir yüzü İslami kriterler konusunda hassas, milliyetçi ve AB'ye karşı. Diğer yüzü ise modern dünyayla iç içe, ekonomi ve piyasa açısından oradaki kurallarla barışık. Ama hayat bu şekilde parçalanamıyor tabii. Ekonomide AB'ci olduğunuzda, bu durum toplumsal ve kültürel hayata da kendi etkilerini taşıyor. Bakın... AKP'yi şöyle değerlendirirsek yanlış yaparız. 'Aslında AB'ye karşıydı, sadece geçici bir süre için onu kullanılacak bir araç olarak gördü, kendi meşruiyetini sağlamak ve askerin siyaset üzerindeki vesayetini azaltmak için AB'yi bir dönem destekledi. Sonra karşı oldu' diyemeyiz.AKP'nin AB'yle ilişkilerinin bir ekonomik, sınıfsal temeli var. AKP'nin bir yüzü inanılmaz bir biçimde Avrupa'yla bağdaşık. Çünkü AKP'yi iktidara taşıyan ekonomik omurga AB dünyasında yer alıyor. Bunların ekmekleri, gelecekleri Avrupa'da. Bu yüzden AB yolunda gitmeye devam edecek AKP.
Peki AKP Ankara mitinginden nasıl bir sonuç çıkarmalı sizce?
Bence çıkardı bile. AKP Çankaya seçimini baştan beri seçmen kitlesinden bağımsız düşündü, Meclis'e odaklı akıl yürüttü. Bu iş 'Meclis'te bitecek, oyunun kuralı böyle' dedi. Ancak Ankara'daki miting, cumhurbaşkanlığı seçiminin bir toplumsal tabanı olduğunu, Meclis'in seçiminden ibaret olmadığını gösterdi. AKP şimdi bunu hesaba kattı. Cumhurbaşkanlığı seçiminin genel seçimlere yansıyacağını gördü. Tayyip Erdoğan aday olmayabilir.  
 
                                                                                                                                                            Radikal : NEŞE DÜZEL
23/04/2007
    Naci Bostancı ile röportaj    
    80 öncesinde Ülkü Ocakları'nda yönetici olan ve hapis yatan Prof. Naci Bostancı'nın 'modernleşme,milliyetçilik, İslamcılık' üzerine kitapları var