YAZIK !

     Fransız Parlamento Başkanı Jean Louis Debre, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'le de görüştü. Özkök, Avrupa Birliği bünyesinde dincilere karşı daha etkili bir mücadele yapılabileceğini söylemiş. Ordu bünyesinde de, 5 vakit namaz için baskı yapıldığından söz etmiş. Fransızlar zaten Türkiye'ye karşı tedirgin. Bir de üst düzey yetkiliden "dincilerle mücadele" lâfını duyunca ne hale gelmişlerdir bir düşünün.
     Fransa Meclis Başkanı Jean Louis Debre, geçtiğimiz hafta Türkiye'ye geldi; siyasetçilerin yanı sıra Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'le de görüştü.
      Biz kendisiyle, Beyoğlu'ndaki Fransız Sarayı'nda birlikte olduk ve izlenimlerini dinledik...
    
İşittiğimize göre, Özkök, Türkiye'nin, Avrupa Birliği yolunda ilerlemesinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken şöyle bir cümle kullanmış: "Avrupa Birliği içinde dincilere karşı daha etkili bir mücadele vereceğimize inanıyorum."
    Aynı zamanda, "ordu bünyesinde, 5 vakit namaz için baskı yapıldığından" söz etmiş. Bu baskı, mesai saatleri içinde namaza gitmek isteyen askerlerin ısrarlı davranması mı, yoksa, aynı camiada beraberce yaşayan ordu mensuplarının birbirlerini etkileyerek namaz kılmaları mı, tam anlayamadım. Ama belli ki, ortada namazla ilgili bir şikâyet var.
   Fransızlar, zaten İslâmiyet'ten tedirginlik duyup, Müslüman ülkelerde dincilerin baskı yaptığını düşünürken, doğru oldu mu yabancı siyaset adımlarına "dincilerle mücadeleden" söz etmek? PKK demiyor da, dinci diyor Genelkurmay Başkanı. Oysa Paris'in göbeğindeki Kürt Enstitüsü, PKK ağzıyla konuşup, bizi karalıyor. Ya şimdi Fransa'dan gelen, her partiyi temsil eden siyasetçiler, yurtlarına dönünce, Türkiye'de bir dinci tehlikenin mevcut olduğu iddiasını yayarlarsa? Keşke fırsatımız olsa da, yabancılara anlatabilsek. Bir zamanlar Tayyip Erdoğan da "dinci tehdit" idi. Bizimkiler "dinci" derken, eli silâhlı teröristi kastetmiyor. Onların gözünde tesbih, takke veya başörtüsü de tehlikeli.

                                   LAİKLİK :
 
  CHP'nin 1947 tarihli kongresinde yapılan laiklik tarif : 1947'de, CHP şöyle diyordu: "Laiklik, yalnız din ile siyasetin arasında bir alâka kurulmaması değil, sosyal hayatın her yönüyle din arasında münasebet kurulmamasıdır. Binaenaleyh laiklik, sosyal hayatın her yönünün müsbet ilimin verilerine uydurmayı tazammum eder."
    Anayasa profesörü Mustafa Erdoğan, dünya işlerine karışmayan "din" hakkındaki görüşlerini, "28 Şubat Süreci" başlıklı makalesinde (Yeni Türkiye Yayınları) anlatmıştı: "Dünya işlerine karışmayan hiçbir din yoktur. Dinler, tanımları gereği, müminlerin bu dünyadaki davranış ve ilişkilerini düzenlemek iddiasındadır."
    Aynı şekilde profesör Ali Fuat Başgil, "Din ve laiklik" kitabında bu hususu açıkça vurguluyor: "Dini, herhangi bir kanaatten ayıran hususiyetlerden biri, dindeki imanın amele dayanması, muayyen bir hareket tarzı emreden, insanlara vazifeler yükleyen ve bununla haricileşen bir inanç olmasıdır. Din, evvela iman, sonra ameldir.Amel de,Allah'a ibadet,dine hizmet,insanî ilişkilerde hürmet ve ahlâklı davranmaktır."
(Tercüman:08.02.2005)
   NOT:8 Şubat 2005 tarihli yazımızdaki iddialarımızı Orgeneral Hilmi Özkök yalanladı. Zaten başka türlü davranması beklenmezdi. Ben haberimin doğruluğuna inanıyorum. Böyle hassas konularda, emin olmadan, yazmam zaten mümkün değil.

                             FRANSA'NINKİ IRKÇILIK, BELÇİKA'NINKİ LAİKLİK

   Fransa'nın başörtülü kadınlara koyduğu engel, laiklikten değil ırkçılıktan kaynaklanıyor...Önce haberin kısa bir özetini verelim: Fas göçmeni Belçika pasaportlu Naima Anzil, Rik Remmery isimli bir fabrika sahibinin yanında başörtülü olarak çalışırken, Remmery, türbanlı bir Müslüman kadını çalıştırdığı için ölüm tehditleri almaya başladı. Remmery bu tehditlere direndi ve "Naima'yı başörtüsüyle işe kabul ettim; hasta bir adam yüzünden fikrimi değiştirmem" dedi.İşin en ilginç tarafı, Belçika Kralı Albert'in, Rik Remmery'yi ve türbanlı işçi Naima'yı desteklemek üzere, onları kraliyet sarayına davet etmesi.
   Buna mukabil, Fransa'da, Fransız vatandaşlığına kabul edilen üç Müslüman kadın, kaymakamlık binasına başörtüleri dolayısıyla sokulmadılar; vatandaşlık belgeleri kendilerine binanın dışında teslim edildi.
   İlk bakışta, işte "laikçi Fransa" ile "din ve vicdan hürriyetine inanan Belçika"nın farkı diyebilirsiniz. Ama hemen, altını çizerek söyleyelim ki, Fransa'nın başörtüsüne karşı tutumu, laik cumhuriyet merakından kaynaklanmıyor. Onlar, giderek sayılarının çoğaldığını düşündükleri Müslümanlara karşı, ırkçı bir tavırla yaklaşıyorlar. Zaten Belçika'da da, işadamına baskı yaparak, başörtülü işçinin işten atılmasını isteyenler, Yeni Özgür Flandra adını taşıyan ırkçı, fanatik bir grup. Fransa, Stassi Komisyonu'nun çalışmaları sonucunda, sırf sözde eşitlik sağlansın diye, haç ile başörtüsünü aynı kefeye koyarak, ikisinin de, kamu okullarında kullanımını yasakladı. Böylece, kamunun tarafsızlığı adına dinî sembollerin engellendiği belirtildi. Oysa burada çok önemli bir yanlış mevcut. Çünkü Hıristiyanlıkta haç takmak, bu dinin mensubu hiç kimseye göre zaruret değil. Ama İslâmiyet'te başörtüsünü, bizzat Diyanet İşleri Başkanlığı mecburiyet olarak görüyor. En azından, çok sayıda hanım, İslâmiyet'in bir gereği olarak örtünüyor. O zaman, haç ile başörtüsünü nasıl aynı kefeye koyabilirsiniz?
      Amerika'nın zencilerinin yerini, bugün, Avrupa'nın bazı ülkelerinde Müslümanlar aldı…
(Tercüman : 03.02.2005 )
     Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, 8 yıllık laik eğitim tamamlanmadan, çocuklara din eğitimi verilmesinin laikliğe, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı olduğunu iddia ediyor. İlköğretim ancak 14 yaşında tamamlandığına göre, bu yaştan önce dinini öğrenmek yasak sayılacak. Vatandaşının 14 yaşına kadar dinsiz kalması için uğraşan bir devlet laik olur mu?Hıristiyanlar ve Museviler, ilköğretim çağı başlar başlamaz, hatta isterlerse daha önce, dinî eğitim almakta özgür. Sıkıntıda olan, Müslümanlar. (Tercüman : 10.02.2005 )


   RÜŞVET TEKLİFİNİ REDDEDEN KOMUTAN İRTİCA SORUŞTURMASIYLA TEHDİT EDİLMİŞ

   Askerî savcılığın iddianamesinde yer alan bilgilere göre, brülör (doğalgaz sistemlerinde ateşleyici mekanizma) için 1,5 trilyonluk malzemeye onay vermeyen kontrol şefi Binbaşı Faruk Kurşun “hakkında irtica soruşturması var” denilerek tehdit edildi...Askerî savcı, rüşvetin boyutunu iddianamesinde, “Aynı para ile iki yıl sonra aynı malzemeden bir yerine 6 tane alındı.” sözleriyle kayda geçirdi. Emekli Askeri Hakim Ahmet Karamanlı ise iddianamedeki ifadeleri Zaman’a şöyle yorumladı: “Haksız kazanımlar için irticanın bir tehdit unsuru olarak kullanıldığı belgelenmiştir.” Zaman :10.02.2005  )